Uygulama gerçekten gerekli mi?
Ölçüt kullanım sıklığı. Kullanıcı sizi ayda bir kez açıyorsa uygulama telefonunda yer kaplayan ve ilk temizlikte silinen bir simge oluyor. Haftada birkaç kez açıyorsa uygulama kalıcı hâle geliyor.
İkinci ölçüt, cihazın kendisine ihtiyaç duyulup duyulmadığı. Kamera ile barkod okumak, konumdan iş atamak, bildirimle uyarmak ya da dosyayı çevrimdışı tutmak gerekiyorsa tarayıcı bir noktada yetmiyor.
Mobil uyumlu site neyi çözüyor?
Erişimin önündeki bütün engelleri kaldırıyor. İndirme yok, güncelleme yok, mağaza onayı yok; bağlantıya tıklayan herkes içeride. Arama motorlarında da bulunabilir olmanın tek yolu bu.
Kurumsal siteler, e-ticaret ve ara sıra kullanılan başvuru akışları için doğru cevap neredeyse her zaman bu. Uygulama bu işleri daha iyi yapmıyor, sadece araya bir indirme adımı koyuyor.
Uygulamanın görünmeyen maliyeti ne?
Geliştirme bedeli işin yarısı. Diğer yarısı sonrasında: iki mağazanın yayın süreçleri, işletim sistemi güncellemelerine uyum ve kullanıcıların eski sürümde kalması.
Web tarafında bir hatayı düzeltip yayına aldığınızda herkes düzeltilmiş sürümü görüyor. Uygulamada ise yeni sürüm mağaza onayından geçiyor, sonra kullanıcının güncellemesini bekliyorsunuz; o güncellemeyi yapmayanlar aylarca eski sürümde kalıyor.
İkisi bir arada olmalı mı?
Çoğu şirkette doğru cevap bu: site herkese açık kapı, uygulama ise sık kullanan kişi için. Önemli olan ikisinin ayrı sistemler olmaması.
Doğru kurgu şu: arka uç tek, veri tek ve ikisi de aynı kaynaktan okuyor. Uygulamanın kendi veri tabanını tutması, iki gerçeğin doğması demek.